İçindekiler

Derginin Tam Metni

Makaleler

Dünya Ticaret Örgütü’nün 2014 Yılında Yürürlüğe Girmesi Beklenen Yeni Kamu Alımları Anlaşması
Servet ALYANAK

ÖZET

Uzun bir süredir beklenen Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kamu Alımları Anlaşmasının (KAA) kabul edilen Taslak Metninin 2014 yılı içerisinde yürürlüğe girmesi beklenmektedir. DTÖ KAA çoklu bir Anlaşma olup Anlaşmaya sadece 42 devlet taraf olmuşken çok sayıda DTÖ üyesi ülke bu Anlaşmaya taraf değildir. Bu ülkeler aktif bir şekilde Anlaşmaya katılım arayışı içerisinde olup katılımın muhtemel avantaj ve dezavantajlarını gözetlemektedir. Bu açıdan, söz konusu fayda ve maliyetlerin değerlendirilebilmesi için KAA hakkında bir bilgiye ihtiyaç vardır. Bu makale mevcut KAA ile KAA’na taraf ülkelerce kabul edilmiş yeni taslak Anlaşma metnini birlikte analiz etmekte ve değerlendirmektedir. Bu çalışma, kabul edilmiş taslak Kamu Alımları Anlaşması metnini 1995 yılı tarihli mevcut KAA ile karşılaştırmakta ve uluslararası kamu ihale mevzuatı üzerindeki muhtemel etkilerini değerlendirmektedir. KAA’nın kabul edilen taslak metni önemli surette Anlaşmanın gereklerini açık hale getirmiş, elektronik yöntemler aracılığıyla ihale uygulamalarının şeffaflığını artırmıştır. Kabul edilmiş Taslak Metin, elektronik ihaleyle ilgili değişiklikleri, ihale ilan sürelerinin kısaltılması gibi teknolojik ve ticari gelişmeleri yansıtmaktadır. Diğer değişiklikler, emtia piyasasında satın alınan ürünler için veya istisnai olarak avantajlı koşullar altında yapılan satın almalar için esnek düzenlemeler içermektedir. Ayrıca, KAA’na özellikle gelişmekte olan ülkelerin katılımını cazip hale getirmek amacıyla özel ve ayrı muamelede bulunma ile ilgili esneklik getiren değişiklikler de öngörülmüştür.

[TAM METİN]

Hukukun İktisadi Analizi Çerçevesinde Rekabet Hukuku
Zeynep AYATA

ÖZET

Hukukun iktisadi analizi, hukuk kuralları ve kurumlarının değerlendirilmesinde mikro iktisat araçlarını kullanan disiplinlerarası bir yaklaşımdır. Bu analizin temel amacı, “toplam iktisadi etkinlik” olarak tanımlanan sosyal refahın artırılmasıdır. Bu analiz, hukukun farklı alanlarında kullanılan bir yaklaşım olmakla birlikte, bilhassa Amerika Birleşik Devletleri rekabet hukukunda önemli bir etki yaratmıştır. Hukukun iktisadi analizinin, Avrupa Birliği rekabet hukukunda da uygulanmasına yönelik olarak literatürde ve politika geliştiren Komisyon’da tartışmalar yapılmaktadır. Bu makalede, öncelikle, hukukun iktisadi analizinin iktisadi ve hukuki temelleri incelenecektir. Daha sonra, bu analizin Amerika Birleşik Devletleri rekabet hukukunda, özellikle refah ekonomileri ve Chicago Okulu’nun etkisiyle uygulanışı ele alınacaktır. Son bölümde ise, bu analizin Avrupa Birliği rekabet hukuku ve politikasıyla uyumu tartışılacaktır.

[TAM METİN]

Adil Yargılanma Hakkının Korunmasında Hâkim ve Savcı Eğitiminin Rolü
İhsan BAŞTÜRK

ÖZET

Etkin ve verimli bir muhakemenin gerçekleştirilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinde teminat altına alınan adil yargılanma hakkının sağlanması ile eş anlamlıdır. Soruşturma ve kovuşturma sürelerinin uzunluğunun önemli bir nokta olduğu kuşkusuzdur. Adil yargılanma hakkının gerçekleştirilmesi bakımından hâkim ve savcıların yeterli düzeyde mesleki birikime sahip olmaları önem taşımaktadır. Bu makalede öncelikle Türk Ceza Adalet Sisteminin bazı problemleri adil yargılanma hakkı çerçevesinde istatistiksel verilerden yararlanılarak değerlendirilecek daha sonra ise bazı çözüm önerileri tartışmaya açılacaktır. Kısacası, hâkim ve savcıların yetkinliklerinin arttırılmasının çözümün vazgeçilmez noktası olduğuna inanıyoruz.

[TAM METİN]

Ekonomik Özgürlüklerin Kamu Hizmetinin Görülüş Usulleriyle İlişkisi
Refik TİRYAKİ

ÖZET

Bu çalışma işleyen bir piyasa ekonomisi içinde bireyin sahip olması gereken asgari normatif gerekler olarak ekonomik özgürlüklerin kamu hizmetinin görülüş usulleriyle ilişkisini incelemektedir. Ekonomik özgürlükler mülkiyet, sözleşme, çalışma ve özel teşebbüs özgürlüklerinden oluşan bir kategori olarak kabul edilmiştir. Ekonomik özgürlüklerin kamu hizmeti hukukuyla ilişkisi normatif gerilimleri harekete geçirmektedir. Çalışmamız göstermiştir ki, kamu hizmeti hukuku her durumda ekonomik özgürlüklere bir kısıtlama getirmektedir. Ancak, bu durum kamu hizmetlerinin geniş bir kategori olarak öngörülmesiyle ya da hizmetin kamu eliyle yürütülmesiyle daha bir belirginleşmektedir. Kamu hizmetlerinin özel kişiler eliyle görülmesinde ise ekonomik özgürlüklerin kısıtlanmasından öte Anayasada o haklar için öngörülen sosyal işlevler etkin bir rol üstlenmektedir. Başka bir deyişle, mevcut kamu hizmeti hukukumuz bireyin hizmetin görülmesine katılmasını temin etmekle birlikte ekonomik özgürlükler için öngörülen normatif korumayı da neredeyse etkisiz kılmaktadır.

[TAM METİN]

Elektronik Tebligatın İdari İşlemler Bakımından Değerlendirmesi
Elvin Evrim DALKILIÇ

ÖZET

Yazılılık kuralı, idari işlemlerin şekil unsurunun en önemli özelliklerinden biridir. Ülkemizde idari işlemlerin yazılı bildirimi de dahil tebligat işlemlerinde uyulması gereken temel ilke ve kurallar, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerinde bulunabilir. 2011 yılında yapılan değişiklik ile elektronik tebligat tebligat mevzuatına girmiştir. Bu değişiklik, teknolojik ilerlemenin ve dijital teknolojinin kullanımının kaçınılmaz sonuçlarındandır. Nitekim bu değişimin tüm hukuk dalları kadar idare hukukunu ve özellikle idari usulü de değişime uğratmaya başladığı söylenebilir. Bu çalışmada, elektronik tebligatın idari işlemler bakımından değerlendirmesi, yazılılık kuralı ve bunun hukuki sonuçları idare hukuku açısından yapılmaya çalışılacaktır.

[TAM METİN]

Anayasal Yargının Demokratik Meşruiyeti: Eleştiri ve Yanıtlar Üzerine Bir Değerlendirme
Kadir DEDE

ÖZET

Anayasa mahkemeleri, aldıkları iptal kararları ile güncel siyasete dair gelişmelere taraf olmakla eleştirilmektedir. Özellikle siyasal iktidarların parlamentonun iradesinin engellenmesi olarak nitelendirdikleri bu husus, Türkiye siyasetine özgü olmayıp genellik arz eder. Mahkemenin işleyiş biçiminin teorik eleştirisi ise demokratik açıdan meşru olmadığı vurgusunu içermektedir. Çalışmada bu noktadaki tartışmalar dört temel başlık / sorun alanı çerçevesinde ele alınacaktır. İlk olarak yargısal denetime demokrasi adına yöneltilen eleştiriler, özellikle demokrasinin nasıl anlamlandırıldığı temelinde incelenecek; anayasal yargının önem ve gerekliliğini vurgulayan fikirlerin eleştirilere verilen bir yanıt olarak demokrasi ile uyumlarını hangi çevrede dile getirdikleri değerlendirilecektir. İkinci olarak temel hak ve özgürlüklerin korunmasında anayasal yargının konumunun, demokratik meşruluğun bir kaynağı sayılıp sayılamayacağı üzerinde d urulacaktır. Üçüncü tartışma, anayasal yargı da yorum olgusunun yerine dairdir. Burada yorum, siyasi otoritenin anayasaya riayet etmesi ile anayasa mahkemesine riayet etmesinin aynı anlama gelip gelmediği ve uygulamada anayasayı yazılı metnin mi yoksa yargıçların kararlarının mı vücuda getirdiği sorusunda önemli bir yer sahibidir. Son olarak ise demokratik meşruiyet tartışmalarının bir parçası olarak yüksek yargı mensuplarının göreve geliş biçimleri ele alınacaktır. Çalışma, süregelen tartışmalara dair nihai bir sonuç içermemekte hatta böylesi bir sonuca da ulaşılamayacağını savunmaktadır. Ancak konunun özellikle Türkiye’deki ele alınış biçimlerinin yüzeyselliği göz önüne alındığında, tartışmaların bundan sonraki seyrine dair belli öneri ve beklentiler taşımaktadır.

[TAM METİN]

Spor Hukuku Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Uygulamasının Türk Hukuku ve Cas Kuralları Açısından Karşılaştırılması
Nihan ESENDAL

ÖZET

GArabuluculuk, tarafsız bir arabulucunun yardımıyla, taraflar arasındaki ilişkilerin kolaylaştırılmasıdır ve arabulucunun sahip olduğu işlev itibariyle dava ve tahkim yolundan ayrılır. 07.06.2012 tarihinde kabul edilen 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte ülkemizde de arabuluculuk faaliyetleri yasal bir temel kazanmıştır. Dünya genelinde, arabuluculuk prosedürünün en yoğun uygulandığı branşlardan biri spor hukuku uyuşmazlıklarıdır. Spor hukuku alanında ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmek amacıyla 1984 yılında İsviçre’nin Lozan kentinde kurulan Spor Tahkim Mahkemesi (CAS), tahkim yargılamasının yanı sıra arabuluculuk hizmeti de sunmaktadır. Arabuluculuk, Spor Tahkim Merkezi uygulamasına ICAS tarafından 1994 yılında dahil edilmiştir. 1999 yılında ilk kez yayınlanan CAS Arabuluculuk Yönetmeliği ve bunun yanında CAS Arabuluculuk Rehberi arabuluculuk faaliyetinin içeriğini düzenleyerek kaynak oluşturmaktadır.Çalışmamızda öncelikle spor hukuku uyuşmazlıklarının neler olduğu hakkında kısa bir açıklama yapılacak, ardından ikinci bölümde bu uyuşmazlıkların Spor Tahkim Mahkemesi’nin arabuluculuk yöntemiyle nasıl çözümlendiği hakkında ayrıntılı bilgi verilecektir. Üçüncü bölümde ise Türkiye’de arabuluculuk prosedürü ve özellikle yeni yasalaşan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’ndaki düzenlemeler açıklanarak, Türkiye’de ortaya çıkan spor hukuku uyuşmazlıklarında bu düzenlemenin uygulanıp uygulanmadığı hususu değerlendirilecek ve Türk hukuku ile CAS kuralları açısından bir karşılaştırma yapılacaktır.

[TAM METİN]

Roma Hukuku’nda Sportif Faaliyetlerden Kaynaklanan Yaralanmalar ve Ölümler Nedeniyle Hukuki Sorumluluk
Kadir GÜRTEN

ÖZET

Bugün kavramsal karşılığı olarak “spor” terimini kullandığımız oyunlar, Roma’da toplumsal ve politik hayatta önemli rol üstlenmiştir. Sportif faaliyetlerde zararın ortaya çıkması riski her zaman mevcut olmakla birlikte, Roma’da, şiddetin dozunun yüksek olduğu oyunların ön planda olması nedeniyle, yaralanma ve hatta ölüm ile sonuçlanan oyunlar çok daha fazla gözlemlenmiştir. Kişilerin, zarara uğramaları halinde talepte bulunmaları doğaldır. Bu incelemeye değer nitelikleri dolayısıyla, askeri çalışmalardan, oyunlardan ya da benzeri sportif faaliyetleri içeren eğlencelerden kaynaklanan zararlar Romalı hukukçular tarafından ele alınmıştır. Bu çalışmamız kapsamında, askeri çalışmalar, oyunlar ya da benzeri sportif faaliyetleri içeren eğlencelerden kaynaklanan üçüncü kişi ve oyuncu yaralanma ve ölümleri, başlıca, “cirit davası”, “berber davası” ve “volenti non fit iniuria” ilkesi çerçevesinde incelenmiştir.

[TAM METİN]

Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi Açısından Hocalı Katliamı
Bahadır Bumin ÖZARSLAN

ÖZET

Hocalı katliamı, birkaç yüzyıldır devam eden Karabağ sorunu çerçevesinde gerçekleşmiş bir trajedidir. Karabağ’ın en stratejik bölgelerinden biri olan Hocalı’da yaşayan Türkler, yaklaşık beş ay boyunca ablukaya alınmışlar ve temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılmışlardır. 25-26 Şubat 1992 tarihlerinde ise öldürme dâhil pek çok kötü muameleye maruz kalmışlardır. Ermeniler tarafından gerçekleştirilen bu eylemler, 1948’de imzalanan Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde düzenlenmiş bulunan soykırım suçunun unsurlarıyla paralellik göstermektedir. Soykırım suçu, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin kabul edilmesiyle birlikte uluslararası hukukun konusu olmuştur. 1951’de yürürlüğe giren bu sözleşme, soykırım suçunun gerçekleşmesini bazı koşullara bağlamıştır. Bu makalede Hocalı katliamı, bahsi geçen sözleşme çerçevesinde değerlendirilmektedir.

[TAM METİN]

Çeviriler

C-400/09 ve C-207/10 sayılı Birleşik Dava Orifarm A/S ve Diğerleri v Merck Sharp & Dohme Corp., önceki Merck & Co. Inc., ve Diğerleri

Çeviri: Esen CAM